14 Kasım 2011 Pazartesi

HASTALIK

Bu sabah çok kıymetli bir arkadaşımın ciddi bir hastalığı olduğunu öğrendim . Fakültedeyken o tanıda farklı tiplerde hastalarımız olmuştu. Hastalığı detaylı bildiğim için çok değişik bir üzünti kapladı içimi. Hasta olan arkadaşım kendisi de doktor olduğu için zaten açıklama yapmak anlamsızdı. Aradım, karmakarışık duygularla konuşmaya çalıştım . Onun sesinin benimkinden metanetli oluşu utandırdı beni. Dünyanın bir imtihan sahası oluşunu hem kendi yaşadıklarımızal hemde çevresindeki olaylar ile Rahmet-i Sonsuz (c.c) sık sık hatırlatıyor bize. Sabrın ,musibetin ilk tosladığı an oluşunu her daim tasdik edememek , yerine getirememek büyük kayıp tabiki. İçimde bütün bunlar savrulurken , Hastalar Risâlesi'ni okumalıyım dedim ve daha başlar başlamaz şifa esintilerini içime salmaya başladı her kelimesiyle . İlk devada şöyle söylüyordu . Bediuzzaman (k.s)

"Ey biçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil, belki bir nevi dermandır. Çünkü ömür bir sermayedir, gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zayi olur. Hem rahat ve gafletle olsa, pek çabuk gidiyor. Hastalık, senin o sermayeni büyük kârlarla meyvedar ediyor. Hem ömrün çabuk geçmesine meydan vermiyor, tutuyor, uzun ediyor-tâ meyveleri verdikten sonra bırakıp gitsin. İşte, ömrün hastalıkla uzun olmasına işareten bu darbımesel dillerde destandır ki, "Musibet zamanı çok uzundur; safâ zamanı pek kısa oluyor."
25.LEMA 1.DEVA

Hastalığında bütün sıkıntılar gibi nimetten olduğunu ne kadar akla yakın bir anlatımla anlatmakta olduğunu görüyordum. Ömür sermayesini meyvedâr eden bir kâr olarak tasvir ediliyordu hastalık ve o vakitte geçirilenler. Rahat ve rehavet içinde hatırlayamayacağımız ve kazanamayacağımız manevi tefekkürlerin hastalık vesilesi ile ruhumuza şifa olması ne güzel bir nasiptir düşünebilene.
Ne gariptir bedene rahatsızlık veren bir halin ruha şifa haline dönüşebilmesi. Aslında garip demek doğru olur um bilmiyorum ama imanın zirvelerinde bir kalbin nasibi olsa gerek. Hastalığı verenin nimetleri veren Zat ile aynı olduğunu idrak etmek bir kemalât göstergesidir elbet. Hem son satırlardaki musibet zamanının uzun oluşunun ömrü de uzattığı açılaması da çok çarpıcı geldi bana . Kolay zamanlarda dakikalarınnasıl da akıp geçtiğini söyleriz hep oysa sıkıntılı zamanlar hep yavaş yvaş koşar akrep yelkovan. Bu yavaş zaman kulluk adına kârlı geçirilebilinirse ahiret için faydalı ve kârlı bir zaman oluyor anlaşılan .
Tabi bütün bunlar imanı kuvvetli bir sine ve idealize bir ruhun nasipleri. Rabbim bizlere de başımıza gelen bütün imtihanlarla birlikte en başta hastalık imtihanına karşı bu güzel pencereden bakıp , şükür vesilesi yapmayı nasip etisn .Bizleri ruhu rahat ,kalbi zikir ve dili duadan dur olmayanlardan eylesin. Yine de kulun hissesine düşen maddi manevi şifa talebi.
En kısa zamanda canım arkadaşımın daha iyi olmasını ve bu zorlu imtihanı ,heybesine ahiret namına artılarla doldurarak geçirebilmesine vesile olmasını Şafi-i ZülKemâl (c.c)'den niyaz eyliyorum . Rabb-i Rahim 'in şu mübarek kelamları ile bitirmek ve o kıymetli kelamların ruhumuza tesir etmesi duasıyla...

"O kimseler ki, başlarına bir musibet geldiğinde 'Biz Allah'ın kullarıyız; dönüşümüz de ancak
Onadır' derler."
Bakara Sûresi, 2:156
"Beni yediren ve içiren Odur. Hastalandığımda bana şifa veren de Odur."
Şuarâ Sûresi, 26:79-80.

Hiç yorum yok: