13 Ağustos 2012 Pazartesi

PEMBE BULUT

            Kızımızın Dünya 'ya gelmesinin yaklaştığı şu günlerde , yeni bir blog açmak niyetiyle "bismillah" dedim.
Doğum öncesi süreci ve sonrasını hem takip edenlerle  paylaşmak hemde minik kızıma bir hediye hazırlamak eğlenceli olacak :)


PEMBE BULUT

14 Kasım 2011 Pazartesi

HASTALIK

Bu sabah çok kıymetli bir arkadaşımın ciddi bir hastalığı olduğunu öğrendim . Fakültedeyken o tanıda farklı tiplerde hastalarımız olmuştu. Hastalığı detaylı bildiğim için çok değişik bir üzünti kapladı içimi. Hasta olan arkadaşım kendisi de doktor olduğu için zaten açıklama yapmak anlamsızdı. Aradım, karmakarışık duygularla konuşmaya çalıştım . Onun sesinin benimkinden metanetli oluşu utandırdı beni. Dünyanın bir imtihan sahası oluşunu hem kendi yaşadıklarımızal hemde çevresindeki olaylar ile Rahmet-i Sonsuz (c.c) sık sık hatırlatıyor bize. Sabrın ,musibetin ilk tosladığı an oluşunu her daim tasdik edememek , yerine getirememek büyük kayıp tabiki. İçimde bütün bunlar savrulurken , Hastalar Risâlesi'ni okumalıyım dedim ve daha başlar başlamaz şifa esintilerini içime salmaya başladı her kelimesiyle . İlk devada şöyle söylüyordu . Bediuzzaman (k.s)

"Ey biçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil, belki bir nevi dermandır. Çünkü ömür bir sermayedir, gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zayi olur. Hem rahat ve gafletle olsa, pek çabuk gidiyor. Hastalık, senin o sermayeni büyük kârlarla meyvedar ediyor. Hem ömrün çabuk geçmesine meydan vermiyor, tutuyor, uzun ediyor-tâ meyveleri verdikten sonra bırakıp gitsin. İşte, ömrün hastalıkla uzun olmasına işareten bu darbımesel dillerde destandır ki, "Musibet zamanı çok uzundur; safâ zamanı pek kısa oluyor."
25.LEMA 1.DEVA

Hastalığında bütün sıkıntılar gibi nimetten olduğunu ne kadar akla yakın bir anlatımla anlatmakta olduğunu görüyordum. Ömür sermayesini meyvedâr eden bir kâr olarak tasvir ediliyordu hastalık ve o vakitte geçirilenler. Rahat ve rehavet içinde hatırlayamayacağımız ve kazanamayacağımız manevi tefekkürlerin hastalık vesilesi ile ruhumuza şifa olması ne güzel bir nasiptir düşünebilene.
Ne gariptir bedene rahatsızlık veren bir halin ruha şifa haline dönüşebilmesi. Aslında garip demek doğru olur um bilmiyorum ama imanın zirvelerinde bir kalbin nasibi olsa gerek. Hastalığı verenin nimetleri veren Zat ile aynı olduğunu idrak etmek bir kemalât göstergesidir elbet. Hem son satırlardaki musibet zamanının uzun oluşunun ömrü de uzattığı açılaması da çok çarpıcı geldi bana . Kolay zamanlarda dakikalarınnasıl da akıp geçtiğini söyleriz hep oysa sıkıntılı zamanlar hep yavaş yvaş koşar akrep yelkovan. Bu yavaş zaman kulluk adına kârlı geçirilebilinirse ahiret için faydalı ve kârlı bir zaman oluyor anlaşılan .
Tabi bütün bunlar imanı kuvvetli bir sine ve idealize bir ruhun nasipleri. Rabbim bizlere de başımıza gelen bütün imtihanlarla birlikte en başta hastalık imtihanına karşı bu güzel pencereden bakıp , şükür vesilesi yapmayı nasip etisn .Bizleri ruhu rahat ,kalbi zikir ve dili duadan dur olmayanlardan eylesin. Yine de kulun hissesine düşen maddi manevi şifa talebi.
En kısa zamanda canım arkadaşımın daha iyi olmasını ve bu zorlu imtihanı ,heybesine ahiret namına artılarla doldurarak geçirebilmesine vesile olmasını Şafi-i ZülKemâl (c.c)'den niyaz eyliyorum . Rabb-i Rahim 'in şu mübarek kelamları ile bitirmek ve o kıymetli kelamların ruhumuza tesir etmesi duasıyla...

"O kimseler ki, başlarına bir musibet geldiğinde 'Biz Allah'ın kullarıyız; dönüşümüz de ancak
Onadır' derler."
Bakara Sûresi, 2:156
"Beni yediren ve içiren Odur. Hastalandığımda bana şifa veren de Odur."
Şuarâ Sûresi, 26:79-80.

11 Kasım 2011 Cuma

HUZUREVİ

      Yaklaşık iki ay oldu ...
   

  Devlet memuriyet görevime İstanbul'un en eski Huzurevlerinden birinde başladım. Beş yıllık çocuk rehabilitasyonu ardından küçük çocuklardan büyük çocuklara transfer oldum da denebilir bu duruma .İlk günlerde uğradığım hayal kırıklıları yavaş yavaş yerini dilimden eksik olmayan dualara bırakıyor. Her durumda olduğu gibi insan herşeyi kendi gördüğü ve yaşadığı gibi sanıyor ve bekliyor. Şöyle ki buradaki yaşlıları kendi dedelerim , babaannem ve anneannem gibi  olmalarını hayal etmiştim. Bu bekleyiş karakter  anlamında değil di,  dünya ya bakış ve ahirete yöneliş anlamındaydı. Fakat buradaki yaşlıların ekseri ahiret hayatına yönelik pek de çabalarının olmayışı, hatta gençliklerinde başladıkları batıl davaların 70 li 80li yaşlardaki kıdemli  neferleri olduklarını görmeye başladım birer birer. 
     Hani o kalbi temiz insanlar hep derler ya "-Gençliğim bir geçsin yaşlanınca şu şu ibadetleri yapacağım." diye. Öyle olmadığını , bunun  sadece teorikte kalıp pratikle uzaktan yakından alakası olmadığını acıyla müşahade etmeye başladım. İnsanlar gençliklerini nasıl geçirmiş, bu dünyayı ne olarak görmüş ve neleri öncelik kabul etmişlerse ileriki yaşlarda da aynı oluyorlarmış. Hani açıkcası şöyle bir tablo beklemiştim. Tonton bembeyaz yüzlü , nurlu . elinde Kur'an ,tesbih , seccade başında duada yaşlılar. Öylesi de yok değil ama ne yazık ki azınlıkta ve ne yazık ki onlar hala gerici(!).  
     Yine de burda olmamı bir nasip olarak görüyorum . Her biri birer roman gibiler. Zaten anlatmaya ve dinlenmeye bayılıyorlar. Hayatlarını anlatırken dersler çıkarıyorsun . Kimi zaman bulunduğun çevreye  en çok da imanına şükrediyorsun. Hikayeler çok uzun. Her ne kadar hemen hemen hepsinden şu şu yaştayım ama bir çırpıda geçti sözleri duyulsa da koca birer ömür hepsi. Hepsi  Rahmet-i Sonsuz (c.c)un türlü türlü imtihana tuttuğu kulları.
      Bazen buraya vazifeli geldiğimi düşünüyorum . İlk vazifem imanımın kıymetini hatırlamak , hayatıma çeki düzen vermek olmakla beraber değişmeselerde ,en büyük nimetin çoğunun dediği  gibi   "sağlık ve hayırlı evlat "  değil   " İMAN" olduğunu bir nebze hatırlatabilmek.

                Daha görecek çok insan dinlenecek çok hikaye var...

9 Ağustos 2011 Salı

Yeniden ve yepyeni...





İstanbul'dayım...


Bu sefer iki günlük aralarda , yada bayramdaki koşuşturmanın içinde seyretmiyorum bu şehri.


Sabrın sonu selamet olanından nasibim ile mesken eyledim İstanbul'u...



Henüz daha evime taşınmadım. Anne ocağında misafiriz eşceğizimle ama buradayım artık ve rahat rahat soluyorum şehr-i.


Daha gelir gelmez ruhumu dirilten, yüzümü güldüren bir iksir ile karşıladı sanki bu şehir beni. Ne gariptir gelir gelmez bir canlılık, taptaze bir heyecan geldi ruhuma devamına duacı olduğum.


Ramazan ile İstanbul birleşince bambaşka çiçekler açtırdı belkide. Ve istediklerine ulaşabilme imkanı belki beni bu denli yenileten. Gücüm yeter mi bilinmez kısmet , ama o güzelliklere ve imkanlara yakın olmak bile iyi geldi bana .


Rabbim ' e en derinden bir niyazım var geldiğim ilk günden beri.


Boğazın ihtişamını seyrederken bir yakadan bir yakaya, şöyle kocamn bir nidâ yükseldi içimden içime ,ruhumdan arş-ı alaya doğru.



"Allah'ım bizi bu şehre , bu şehri de bize hayırlı kıl" amin...

18 Mart 2011 Cuma

Şikayet

Ne zor kırılganlıkları atlatmak ama ne kadar kolay kalp kırmak!
uzun değil bu yazı, sadece insanların bu kadar kolay kalp kırmasından şikayet etmek istedim...

9 Aralık 2010 Perşembe

Kendini Keşfetme 2


Ne çok insanın yüreğine dokundum ve ne kadar vefasız kaldı birçoğuna karşı duruşum ....

Şehirler değişip , özlemler arttıkça düşünüyor insan ne çok insan tanıdım diye. Ne çok insanın yüzüne yüzümden izler bıraktım ve birçoğunun gölgesi kaldı hala yüreğimde. Bazılarında gözyaşım , bazılarında sırlarım , kimisinde şimdi terk eylediğim davranışlarım kaldı. Zahiren yok olan ,batınında derin izler bırakan birliktelikler...
Kimileri zaten daha beraber ken bitenler , kimileri farkında olmadan hala içimde yaşattıklarım . Bir telefon kadar yakın olsalarda arayıp hatır gönül almaya uzak durduklarım . Oysa ki ne çok gönülle hasbihal etti bu yürek. Yüreğimden yüreğine aktığım , o yürekten heybeme güzellikler kattığım onca insan. Onca güzellik , Güzeller Güzeline varış için bana vesile olan . Yüreklerinde keşfettiğim ışıklarla yolumu aydınlatan ve En aydınlık Nur'un ışığını yakalamamda bana ufuk olan .
Peki neden bu vefasızlığım?
Zamanı , meşguliyetleri bahane edişim ve aslında ruhumu zaman zaman cendereye alsada harekete geçemeyişim. Sanırım kendimi haklı ve meşgul bulmam altında yatan asıl neden. Oysa ki uzun süredir sesinin derinliklerinde bulduğum huzuru unuttuğum dostlarla beş dakikalık bir sohbetin neredeyse bir haftalık tebessüm dopingi oluşuna da şahit bu ruh. Ve hayırla hemhal olmuş, vefayı sonuna kadar hakeden bir ruhtan duyduğun bir aksiyonla , yeni yeni aksiyonlara yelken açma heyecanlarımda az değil.
İnsan olmaktan sebep galiba bu hal. Garip ya insan ,anlaşılmaz ya .Biz başkaları tarafından anlaşılmamaktan şikayet ederken , yapmamız gereken asıl şey kendimizi keşfetmek aslında. Onca yürek var, Yaratanın (c.c) mutlaka bir sebep , ufacık ta olsa bir zerreyi farketmemiz için karşılaştırdığı. O zaman dosta Vefa , Dostun yüreğinin sahibine vefa olmalı.
O'na ulaştıracak gönüllere dost olup , vefayı tadıp . Kainatın ve vefanın sahibine ulaşmak nasibimiz ola...

24 Ağustos 2010 Salı

Kahramanmaraş 'ta Ramazan


Bir saniye sonrasının bile iplerinin elinde olmayışına derinden iman ettiğin anlar vardır ya . İŞte bu Ramazan Ayı süpriz bir Ramazan Ayı benim için.
Geçen yıl Ramazan Ay'ında ne ben ne de eşim bu Ramazan Ayı'nı Maraş' ta geçireceğimizi bilemezdik. Kimbilir ömrümüze yazılan Ramazanlar daha hangi şehirlerin rengine , hangi dostların sohbetine boyanacak?. Maraş' ta Ramazan soluklamak güzel ama kavuşamasa da ömrü boyunca gönlündeki sevdalıyı unutmayan aşığın yıldönümlerinde kalbinin teklemesi gibi. benim de gönlüm bilhassa Ramazan Ay'ında Diyar-ı İstanbul için çırpınıyor.
Bilmiyorum , şehri mi , ailemi mi yoksa geçirdiğim beş senenin bereketini mi özlüyorum bu günlerde ?
Her şeye ve her şehre rağmen bu ay en bereketli ay ve gönüllerin O'na (C.C) meyletmesi ile oluşan rûzigâr her mekanda soluklanmaya değer.
Hakkını verebilmek duasıyla , vesselam ...